Bizi Arayın: (0232) 369 2435-Email: info@ttptr.com

Hayat işte


Güneş karşıdaki Yunan adalarının arkasında batıyordu. Tam da önlerinden şahane bir gulet eski zamanlardan kalma nazlı bir kız gibi süzülerek geçiyordu. Fonda Jacques Brel “Beni terk etme” diyordu.

Bu güzel anın tadını çıkartmaya karar verdi, kalktı kendine buz gibi soğutulmuş bir kadeh roze şarap koydu. Rüzgar da ne iyi gelmişti bu sıcak yaz aksamında. Mutluluk anlardan ibaret demişti bir keresinde bir arkadaşı. Sevdiğin insanla bir sade kahve, deminki gibi gün batışı, saçlarını okşayan rüzgar, evladının başarıları ile gururlanma, işte alınan bir takdir, eşinin ya da sevgilinin güzel bir sözü, dostlarla içilen bir kadeh şarap ya da İstanbul’un denize açılan merdivenli sokaklarında kaybolmak.

Çünkü hayat aslında bilinmezlerle dolu. Bir sonraki anda başına ne geleceğini asla öngöremiyorsun. Bu sene çok sevdiği bir arkadaşını ani olarak kaybetmişti. İnanması çok güçtü ama o sevgili dostu artık yoktu. Sık görüşemeseler bile bilirdi ki onu çok severdi. Eşinin hastalığı sırasında sık sık aramış demişti ki “ne zaman istersen yanındayım.” O incelikli hali ile rahatsızlık vermekten de çekinerek bir yandan.

Ne zaman buluşacak olsalar hep ondan evvel gelmiş olurdu. O ise hep kıtı kıtına yetişirdi ve her zaman da bir mazereti olurdu. Arkadaşı ise onu bir köşede gülümseyerek beklerdi. Asla kızmaz, asla sitem etmezdi. Acaba bu insanlara mutluluk verme hali mi almıştı bu dünyadan dostunu. Hep kendini yerdi usul usul, başkalarını üzmeye kıyamazdı. İçine attıkları mı yorgun ruhu mu yoksa kimseye yük olmamak düşüncesi mi koparmıştı dostunu onlardan.

Ders alınması gerekliydi hem de büyük ders. Alabiliyor muyuz acaba ne dersiniz. Alabiliyor musunuz?  

Sosyal Medyada Paylaş

Scroll to Top